Ev Kokusu

Temmuz 2015 Yazıları

Hadi Bir Şey Azad Edelim!

1 Comment

Baharın geldiğine inanmak için laleleri bekleyenler, şehrin her yanını kaplayan papatyaları görmeyenlerdir. Kendi elleriyle hiçbir yaprağa dokunmamış insanı kaç cemre bahara ikna edebilir ki?

Kaç düşüş insana aslında her düştüğünde kalkabildiğini hatırlatabilir?

Hiç kalkmadan, doğrulmadan, kılınızı kıpırdatmadan, düştüğün yerlerden ve yaralarından emin olduğun yerde beklemek güzel mi insan ?

Gökdelenlere inat üst katlardan bir sepet sarksın istedim bugün. Bakkalın çırağı, ekmeği sepete bıraksın mesela. ANNE, sepetini mutlu mutlu çeksin, ekmeği içeri alsın. İçeride olmak…. Sonra bir yumurta kırsın, yumurta belki de kıymalı… Çorba da olur fark etmez. BABA haberleri açsın. BABA haberlere istediği kadar inanmasın. Çocuklar uyansın. Kadın vitrindeki eski anıların tozunu alsın. Adam çocuklarına 2 kilo portakal, 1 kilo muz alsın. Kadın akşam yemeği olarak yeşil mercimek yapsın. Adam huzur diye dışarı varsın. Çocuk uyansın. Çocuk iyiliğe ve cennete hep inansın.

Biz seninle nereden darbe alırsa alsın yüreğimiz hep aynı yerden kanayan yaralarımızla cennete hep inanalım insan.

Adama, kadına ve çocuğa da inanalım, bu hikâye dışarıdan bakınca güzel. İçi anlatılmayan hikayeler hep güzeldir, içeriden bakana kadar. Boş ver. İçinin boşluklarında tek başına ıslah olamazsın insan, yorulursun. Yorulursan tükenirsin, azalırsın. Dinlenirsen belki, beni de dinleyebilirsin, ben de seni. Cepleriniz hikâye dolu biliyorum. Benim de ceplerim dolu, bir gün gerçekten dinlemek isteyen birini anlattığımda belki de ohh diyebileceğim.

Incir ve kiraz bahçelerinden, çocuk gülüşlerinden, bir sabah aniden artık sofra kurmaktan vazgeçen annemden, beş yüzlük tespihinde hep şükür çeken rum asıllı babaannemden ve bir gün aniden değil, hayatımızdan yavaş yavaş giden babamın hikayesinden bahsedebilirim. Bunları zaten biliyorsun ya insan! Bence hep bilirsin hikayeleri. Tek bilmediğin içimde öfkesini her şeye kaybetmiş bir kadın doğdu onu bilmiyorsun. Adı Öfkesizleşen Kadın, yoksa hissizleşen kadın mı? Küçük bir çocukken kaybolmaktan korkardım, şimdi ansızın bulunmaktan korkmak gibi. Bunlar çocuk büyüdükçe oluyor. Yaşıyla uyanıyor çocuk,  sonra gidip en yakınındaki kuşu vuruyor.

Bunu da biliyorsun ya insan; en çok kendi göğüslerindeki kafeste tutsak olanlar, kuş vurmayı hürriyet zannedenlerdir. Çünkü uçup konabilecekleri tüm hürriyetleri kaybetmişlerdir. Cemrenin düşüşü bir mevsime gebe değildir ve parmak uçlarının ulaşabileceği bir yerde değildir adam, kadın ya da çocuk. Bazı çocuklar, kuşun bir kiraz dalına konuşuyla bahara ikna olmazlar ve cennete inanmazlar, bir çocukla, yakan güneşle yazın geldiğine de inanmazlar, kışın kar yağdıkça kış olduğuna da… Mevsimleri içinde yaşar onlar. Onları ikna etmek zordur, burnunda aldıkları kokularla bulurlar yönlerini de yollarını da.

Biz seninle papatyları da, cemreyi de bahardan bilelim insan.

Hadi gidip içimizde tuttuğumuz bir şeyi âzad edelim…

Ama çocuklar hep uyansın.

(Bugün Instagram’dan dm gönderen ve özel paylaşım yapan Dilara’ya bu yazım ve anlatamadıklarını içinde biriktirip gidenlere…)

Herşeye rağmen #herşeyasktan

Özlen ben Lara ve Ali’nin annesi

    İyi Ol!

    Yorum yok

    İŞTE, HER YAŞ DÖNGÜSÜYLE DEĞER VERDİĞİN BİRÇOK ŞEY DEĞERSİZLEŞİYOR YA ASLINDA…

    Nasa çalışanlarının inanamadığı kalpli Plüto fotoğrafını görmeyeniniz kaldı mı?

    Hayal ettim bir an için Nasa ekibinin sevgi, şaşkınlık, umut, aşk dolu halini ama hayatlarında ne değişti diye düşünmeden edemedim.

    Bence nerede olursan ol sonunu inanca bağlamışlardır diye ben de mutlu oldum, umutlandım.

    Her şey olumsuz giderken… dediğimiz zamanlar olur ya hayatta hani hepimizin.

    İşte aslında her yaş döngüsüyle önemini yitirmeler, ehemmiyetler, sıralamalar, ne bileyim işte değer verdiğin bir çok şey değersizleşiyor ya aslında adım adım hayat yolunda.

    İşte uzaklarda aramamak lazım diye düşündüm o huzuru, sevinci içinden pörtleyen kendi gücünü.

    Pluto‘yu böyle görmek biz insanlar için elbet çok manidar.

    pluto

     

    Ama…

    Aması var işte, bu gezegen, tam şu an içinde yaşadığımız Dünya’ya her birimiz renk, nefes ve hayat katıyoruz ya, işte çok güzel bir yerdeyiz yahu…

    Ne bileyim, konuşuyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz, koklaşıyoruz, kızıyoruz, azalıyoruz, çoğalıyoruz, dokunuyoruz bazen üşüyoruz bazen terliyoruz, en önemlisi seviyoruz…

    Ama ne olursa olsun hissediyoruz.

    Özlen ben,

    Lara ve Ali’nin annesi

    Mutlu, umutlu, heyecanlı…

    Kendi gezegenimiz ‘Dünyamızdaki ‘herkese iyi bayramlar.

    Yakın, uzak ne fark eder.

    ‘İyi olun’

    Her Evin Bir Ağacı Olmalı

    Yorum yok

     

    Bayram demek, annem demekti benim için. Sonra anneannem, dedem, toplanan şekerler, verilen kolalı mendiller, gönülden kopan gerçek adet demekti işte.

    Örf ve adetler her özlemini duyduğumuz bir çok şey gibi yerini samimiyetsiz, şekil şemal ve toplanmalara bıraktığında aynı keyfi alamaz olursunuz. Özellikle beklenti bir araya gelme coşkusu değil de adet yerini bulsun diyeyse.

    Ailenin taşıyıcı büyük ağaçları gittiğinde köksüz kalır ya insan, koca boşluk olur bazen diğer bir çok günler gibi ama en çok da bayramlarda.

    İşte tam orada, artık olduğun yerde ailenin sana dayanması için gidenler yerine tam da olduğun yerde köklenmen lazım. Bazen erken, bazen geç olur ama aile demek benim için kök demektir. Sağlam ve güçlü kolları, dalları, budakları ile etrafını toplayan, sarıp sarmalayan.

    Kocam… Çınar ağacı olmak üzere adım adım uzat bakalım kolunu, budağını, dallarını. Önce kızın, sonra oğlun, bir gün de inşallah torunların tırmanır o dallara, gövdene.

    İşte anne baba olmak benim için tam da böyle bir şey.

    Erken büyüyen ben, şimdi de erken yaşlanma keyfinde, kavrama, tutma, olduğu yerde sevdiklerine kökler bırakma yolunda, gayret diyelim işte bildiğim gerçek duygularla, az ama öz’le.

    İyi bayramlar hepinize,

    Eksikleri değil, yanınızdakilerin değerini, kıymetini bilmeye ve en derin kökleri bırakmaya.

    Azalmayalım, çoğalalım diyerek

    #herseyasktan

      Aşk Yaşam Derneği

      Yorum yok

      BİR KADIN TANIDIM OTUZLARINDA NASIL SINAVLAR VERMİŞ BİLSENİZ, BELKİ DIŞARDAN BAKILDIĞINDA HERKES GİBİ GÖRÜNEN ŞEYLERİN ASLINDA BAZEN HERKES GİBİ OLMADIĞINI ANLADIĞIM BİR KADIN.

      Bir kadın tanıdım otuzlarında nasıl sınavlar vermiş bilseniz, belki dışardan bakıldığında herkes gibi görünen şeylerin aslında bazen herkes gibi olmadığını anladığım bir kadın.

      İşi bence ruhları beslemekti, kızımın doğumunda aldığım kilolar için gittiğim diyetisyenin yanında tanışmıştım kendisiyle. Çok küçüktü, yeni mezun ve yirmilerinde… Sonra iki sene önce yine kesiştik sarıp sarmalandığımız dostlarımızın Yelda’ya furyasıyla. Küçüktü dedim ya, giderken de küçüktü Yelda.

      Çok başarılı ve otuzlarında, çok az insanın tırmanacağı hız ve başarıda tırnakları ile geldiği yerde.

      Sanki öyle ki, oraya vardığında her şey henüz başlayacakken, oraya varmak bitiş noktası olmuş gibi.

      Güzel, alımlı, akıllı, çok başarılı ve otuz yaşında.

      yelda-kahvecioglu

      Çok başarılı ve hedeflerini daha küçücükken koyduğu bir eğitim hayatı geçiriyor, bu kız hayatı boyunca ne istediğini çok iyi biliyor.

      Ne istediğini bilen insanların en büyük özelliği bence ne istemediğini de çok iyi bilmesidir.

      İstemediği şeyi içi almaz mesela, bünyesi, kalbi, aklı.

      İşte ne istediğini bilen insanların bence en keskin taraflarıdır ne istemediklerini bildikleri kısım.

      Diyetisyen Yelda Kahvecioğlu hani sarışın, güzel, başarılı kız.

      Bir dolu arkadaş gurubumuzla hayatındaydık Yelda’nın, bazıları geçmiş zaman, bazıları daha bir gün önce…

      Ama diyorum işi ruhu doyurmak olan insanların ilişkileri danışanları ile yüzeyde kalamaz, karşılıklı paylaşımlar galiba bu birlikteliğin ve sürecinin başarısının en önemli tarafı.

      “Dank!” diye içimize oturdu gitmesi, tanıyan tanımayan kimin içi alır ki, kader mi değil mi bilinmez.

      Ama tek hissettiğim anlatamadıkları vardı Yelda’nın, ben gibi, sen gibi…

      Bazılarımızın biraz az, bazılarımızın biraz daha fazla …

      Ama hep anlatamadıkları var bence.

      Kırgınlık, kızgınlık, üzgünlük ötesi derince bir şeyler.

      Biliyor musunuz ? Aynı yaraları olan kadınlar birbirilerini konuşmadan tanır gözlerinden, konuşmalarında bile satır araları Mors alfabesi gibidir onların.

      İki ayrı dili aynı anda konuştukları.

      Ne yalan diyim çok az derneği destekliyorum ve inandırıcı buluyorum.

      Hepimizin milyonlarca türevi olan her derneğe yardımı elbet mümkün değil. Kurumsallaşmak sadece yasal olması ile de sizi ikna etmiyor.

      Dernek işi, kalpten hissedilecek bir konu. İmaj yönetimi, bireysel reklam gibi görünen hiçbir şey beni etkilemiyor, oysa binlerce gerçek çocuk esirgeme kurumu, darülcaze var ve hep ordalar yardım bekliyorlar.

      Yelda, Aşk Yaşam Derneği’ni kurdum dediğinde çok şaşırmıştım.

      Bir sürü dernek furyasından biri daha, altında ne var ki acaba diye düşünmeden edemedim.

      Anladığımı kalemimin ifade edebildiği kadar sizinle paylaşmasam olmazdı.

      Aşk Yaşam Derneği, çocukluk çağında cinsel tacize uğrayan bireylerin kanayan yaralarını iyileştirmek için sanat terapi tekniği ile psikolojik tedavi desteği vereceği yaşam atölyelerini kurmayı, taciz konusunda toplum bilincini arttırmayı amaç edinmiş bir dernek.

      Ne biliyoruz demiş Yelda, o zaman çocuk olanların şimdi yetişkin olduğunda mutlu ya da mutsuz olduklarını.

      İşte bundan ötürü gör, duy ve bil…

      Ölümüyle birlikte çıkan haberlerde kitabının yolda olduğunu okumuştuk, gelirinin tamamının taciz gören çocukların psikolojik desteğine gidecek olması Yelda’nın bu derneği kendi mesleği, kariyeri, pozisyonu ya da popülasyonu gereği açmadığının en güzel göstergesi.

      Yelda’nın bu mevzuyu bu kadar içselleştirmesi beni düşündürürken geçtiğimiz günlerde çıkan gazete haberi içime bir başka dokundu. Adli tıp raporuna göre ölümü doğal yollardan değilmiş ama sebebi bulunamamış gibi bir haber, sanırım dosya da kapanıyormuş.

      Anlatamadıkları ile giden insanları, anlatamadıkları ile kalırlar diye çığlık atmak istedim.

      Anlatalım, şu dünyadan gitmeden bir türlü gidip gerekirse dağa, taşa anlatalım ama anlatalım.

      Ya hiç anlatmadıysa diye çok sıkıldım, nefessiz kalırsın ya içinden ‘ya anlatmadıkları varsa, ya varsa diye diye.’

      Yelda’nın kitabını ben de dört gözle bekliyorum içinde sadece salatalık, domates ve diyet hikayeleri olmadığını bile bile, sabırla bekliyorum ve bekliyoruz.

      ‘Sevgili Yelda, biz seni duyoyoruz, bu dünyadan sadece geçmedin.

      Ve bence herşeyaştan en çok sana yakışıyor’

      #Herşeyaşktan senin olsun Yelda.

      #anlatamadıklarım var, bizim olsun.

      Olduğun yerde küçüklerimizin gözlerinden, büyüklerimizin ellerinden öper, her şeye bin şükür der selam ederiz.

      Özlen ben…

      Lara’nın ve Ali’nin annesi.